| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | ||||
| 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 |
| 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 |
| 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 |
| 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
|
Esin Candan*
Karaburun’da 3-6 Eylül boyunca devam eden bilim kongresi, katılan herkeste memnuniyet ve geleceğe dair umut bırakırken, ben de dört günün ardından gidenlere “Dostum alem seninçün ger olur düşmen bana / Gam degil zira yetersin dost ancak sen bana”** dizeleriyle veda etmek ve "Seneye yine görüşmek dileğiyle" demek isterdim ama içime bir mahzunluk çöktüğünden değerlendirme yazısını bile bitiremedim.
Dört günün değerlendirmesini yapmaya gelirsek; ilk gün yani Perşembe günü, Bilim Kongresinin açılış konuşmaları yapıldı, ardından düzenleme kurulundaki arkadaşlarımızdan Barış Alpaslan’ın yöneticiliğinde Gaye Yılmaz, Mehmet Türkay ve İzzettin Önder’i konuşmalarıyla başladı. Oturumda konuşmacıların Türkiye’nin Seksen Sonrasındaki ekonomik ve politik açıdan değerlendirmeleri ve döneme dair tespitleri içeren konuşmalarını dinlediğimizde kongrenin ne kadar dinamik ve sorgulayıcı geçeceğinin ipuçlarını görmüş olduk.
Kongrenin bütününe bakıldığında çok çeşitli alanlarda tartışmalar ve konuşmalar yapıldığını söylemek mümkün . Konuşmaların arka planında genelde temanın önemi vurgulanmakla birlikte sadece 1980 tarihi bir milâd olmadığını aslında bütün dünyada 1970’li yıllarda başlayan dönüşüm Türkiye’de de etkisini göstereceğini ki; nitekim 24 Ocak ekonomik kararlarının toplumsal bir dirençle karşılaşmaması ve “komünizm hastalığı” ile mücadele etmek için 12 Eylül Askeri Darbesinin de koşulları hazırlanmış olduğu vurgulandı. Bu kıyımın ardından yeni bir toplum projesi hayata geçecekti. Artık liberalizm ve islamizm soslu yemekler sofralarımızın gözdeleri, içecek olarakta kola ve viski…
Yaşamımızın her alanında görülen yansımaları farklı bilimsel disiplinlerle bakmaya ve anlamaya çalıştık. Bugüne müdahale etme hallerimizi, yaşam pratiklerimizi ve Türkiye gerçeklerini kavrayabilmemiz için çok sesli ve çok araçlı olmaya gayret gösterdik ve güzel bir iş başardığımızı düşünüyorum. Akademi içinde kalan tartışmalarda “sinme” ve sesimizi kontrol etme davranışımız (bu görevi bazen kendimiz bazen de ötekimiz üstlenmekte) üniversiteden uzakta, (görece***) daha özgür bir tartışma ortamında yani Karaburun’da gerçekleşti.
Sokağın bilgisi oturumunu seyrederken bunu tam olarak gözlemlemek mümkündü. Çünkü bizim “akademik terbiyeyi” sindirmiş akıllarımızdan daha farklı dille, yalın söylenmek istenen sözler vardı. Buna hayran kalmamak elde değil. Geceleri de Dicle Üniversitesi ve İzmir Üniversiteleri (Dokuz Eylül, Ege) öğrencileri kendi deneyimlerini ve bilgilerini paylaştıkları konuşmalar ve dertleşmelerle bezenmiş hoşsohbetlere konuktuk…
Deneysel çalışmalar da vardı; Suzan Orhan’ın ve Nezaket Tekin’in “12 Eylül Bellek Atlası” bunlardan sadece bir tanesidir. Ahmet Haşim Köse’nin yürütücülüğünü yaptığı Türkiye’de sosyalist solun dönüşümü tartışması son derece keyifle izlenen oturumlardan birisiyken aynı anda gerçekleşen tarım oturumu da bana göre renkli ve ilgiyle izlenmekteydi. Fuat Ercan’ın yürütücülüğünü yaptığı yedi dakikalık sunumlar ise kongrede ilk kez yapılan ve son derece dinamik oturumlar arasındaydı.
Pazar günü Türkiye’de işkencenin 80 sonrası toplumsal etkisi oturumu hafızamıza kazınan oturumlardan birisidir. Kapanış oturumu da en kalabalık oturumlar arasında…
Yaşam akıp giderken hangi araçlarla dünü ve bugünü anlamaya çalışıcaktık? Herbirimiz en yi bildiği yöntemlerle elbette, bazılarımız iktisatla, bazılarımız felsefeyle, müzikle, fotoğrafla ve birbirinden beslenerek soru(nu)muza cevap aramaya devam etmeli…İşte kongrenin bu ahengi yakaladığını düşünmekteyim. Bizim renklerimizde ve seslerimizde bir senkronizasyon var. Bu sebeple gelecek tahayyüllerimiz ve düşlerimiz için çok sesli, birbirini eleştirebilen, birbirimize tahammül edebilen akıllarla arayışlarımıza Karaburun’da devam etmek dileğiyle…
* Karaburun Bilim Kongresi Düzenleme Kurulu Üyesi
** Fuzuli, Gazel 9
*** Görece dememin sebebi hala bürokratik –akademik gölgelerimizin varlığı ve onlardan tamamen kurtulamamış olduğumuzu düşünmemdir.