| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 |
Yeniliman günbatımı. (Fotoğraf: İsa Güneş)
|
Duygu Özsüphandağ Yayman*
Yaz gelip de tatil çanları çaldığında, yola koyulma planları yaparken dara düşenlerden misiniz siz de? Deniz kenarına vardığınızda önce durup şöyle bir ufka doğru bakarsınız; sizinle deniz arasında sadece birkaç adımlık mesafe vardır. Derken, birdenbire, birbirine karbon kopya gibi benzeyen insanların, her yıl biraz daha çoğaldığını fark edersiniz çevrenizde. Topuklu ayakkabılar-terlikler, şıkırtılı bijuteriler, makyajlar, fönlü-yapılı saçlar içinde, üstlerindeki mayoları bir şaka gibi duran kadınlar geçer mi çevrenizden? Geçer. Erkekler ona keza; jöleli saçlar, pazulu kollar ve havalı gözlüklerle... Günün en kendi kendine kalınası saatlerinde sesi aniden yükseliveren hoparlörler, sezonun en pespaye popüler şarkılarını tepenizde tepinir gibi çalar mı? Çalar. Ve herkes hep bir ağızdan “eller havaya” tempo tutmaya başlar mı? Başlar. Kimsenin derdi denize girmek değildir; saçlarının fönü, yüzlerinin makyajı bozulur, sonra Allah muhafaza, birileri onları doğal halleriyle görür!
Oysa tatil tüm pozlardan, statülerden, kostümlerden soyunup kendine varmak değil midir? Özellikle de şehir insanının gitgide daha çok uzaklaştığı sadeliğe, basitliğe gidişi, katmerleşen yapaylığı olabildiğince incelterek doğayla ve dolayısıyla kendisiyle arasındaki perdeyi kaldırışı değil midir? Böyle düşünüyorsanız yalnız değilsiniz. İzmir’in öyle cennetleri var ki; horoz sesleriyle uyanıp halis muhlis sütten tereyağlı-kaymaklı ekmeklerle kahvaltı yapabileceğiniz, isterseniz hasata katılıp isterseniz yalnız kalabileceğiniz, denizle aranıza kimsenin girmediği, hayatın tadına doğanın sonsuzluğunda varabileceğiniz, küçük bir tekneyle balığa açılıvereceğiniz, gittiğiniz yerlerden sizden bin yıllarca önce geçmiş olanların ayak izlerine dokunabileceğiniz...
Karaburun bunların hepsini sunuyor. Endemik bitkileri, nevi şahsına münhasır yemekleri (ve dahi onların nevi şahsına münhasır adları), kimseye eyvallahı olmayan vahşi doğası, sanki her biri bağımsızmış gibi yaşayan köyleri, Ege’nin başını alıp Akdeniz’e gittiği kapıyı açan denizi de cabası. Yazılacak çok yeri var ama biz kendimizce bir rota çizdik. Siz bir yola düşün; fazlasını bulacaksınız.
KÖYLERDE EV PANSİYONLARI
Karaburun Yarımadası’nın en ucunda, dağların, sarp kayaların arkasına saklanmış gizli hazineler, Karaburun’un köyleri. Kardak krizinden sonra Türkiye ve Yunanistan’dan 15’er kadının kurduğu Winpeace (Women’s Inıtıative for Peace- Barış İçin Kadın Girişimi), agroturizm (tarım turizmi) projesini geliştirdiğinden bu yana Karaburun’un üç köyünün adı duyulur oldu. Projeyle, Küçükbahçe, Parlak ve Sarpıncık köylerindeki kadınlar, Karaburun Kadınları Agroturizm Kooperatifini kurdu. Yola, yöresel reçellerin pazarlanmasıyla çıkıldı; iş, kooperatif üyesi kadınların evlerinin bir bölümünde pansiyonculuk yapmasına vardı. Şimdilerde kooperatif, İtalya merkezli, tipik Akdeniz üretimini tanıtmayı amaçlayan Leadermed Projesi’ne de partner olmuş. Suriye, Malta, Lübnan ile birlikte Türkiye’den bir tek bu üç köy, proje kapsamında internette tanıtılıyor. Kooperatif Başkanı Zehra Ömerler; Parlak’ta bir, Küçükbahçe’de üç, Sarpıncık’ta iki ev pansiyonu olduğunu söylerken “Üç köyde 30 yatağa çıkabiliriz” diyor. Ev sahibi ile konuklar, aynı bahçe içinde birbirinden bağımsız evlerde kalıyor. Önceki yaz Parlak’a 10-15, Küçükbahçe ve Sarpıncak’a ise toplam 30 konuk gelmiş. Küçükbahçe’nin yerlilerinden emekli öğretmen Ömerler, bu alanda bir turizm patlaması yaşanmasa da meraklılarının köyleri arayıp bulduğunu belirtiyor. Ömerler, geçen yazın ilk turistlerini, 19 Mayıs’ta konuk etmiş. Biri, üçüncü kez gelen bir kadın, diğerleri ise bir reçel kavanozunun peşinde köye ulaşan iki kadın:
“Karaburun’a tatile gelmişler, otelden memnun kalmamışlar. Çevreyi dolaşırken köylü pazarına gitmişler. Reçel kavanozlarını görmüşler. Pazarcı onlara anlatmış.‘Biz size falanca reçeli bulmak için geldik’ dediler. Bir reçel kavanozunun peşinde buralara gelmişler.”
Önceki yazın en kayda değer hatırası ise Norveçli bir erkek turistten: “Norveçli bir misafirimiz vardı. Karaburun Yarımadası’nda ne bulabileceğini araştırmış. Balçova Termal’deki bir Norveçliden bizi öğrenmiş. Üçkuyular’a gelmiş, Karaburun’a gitmek istiyorum, demiş. Oradan bize telefon etti, geldi. Önüne ne koyduysam yedi. Hatta yemeklerle ilgilendi. Salman köyünde sünnet düğünü vardı. Biz pazara giderken onu bırakmıştık. Dönerken baktık, köylülerle yere oturmuş, içkisini içiyor. ‘Biz arkadaşlarla eğleniyoruz, ben gelirim’ dedi.”
İsterseniz yeşil örtüyle çevrili köylerde sessizliğin sesini dinleyebilir, duşu, tuvaleti ve kafeteryası olan, Sakız Boğazı’ndaki bin 800 metrelik doğal plajdan denize girebilir, ovayı gezebilirsiniz; isterseniz köylülerle birlikte reçel, yemek yapabilir, sebze-meyve bahçelerinde çalışabilirsiniz. Ömerler, ekliyor: “Parlak’ın inanılmaz güzel bir plajı var. Yöreyi bilip de oraya gitmemek şanssızlık olur.” Parlak ve Sarpıncık’taki evler için bir hafta önceden haber vermek gerekiyor. Ömerler, kendisinin ve ablasının evlerinin çatkapı gelmeye müsait olduğunu söylüyor. Kahvaltıyla birlikte kişi başı konaklama fiyatı 25 lira. Öğle-akşam yemekleriyle birlikte 35 lira. Ömerler, “Yöresel ve ulusal yemekleri harmanlıyoruz. Herkes sadece yöresel istemeyebiliyor. Ama otlar, mevsiminde enginar mutlaka yapılıyor. Yöresel böreklerimiz seviliyor” diyor. Son derece zengin bir mutfak kültürleri olduğunu belirtip yöresel yemekleri ısrarla istemenizi tavsiye ediyoruz. Ömerler’in sunduğu, kabak dığanı, istifno ve sirken otları salatası, kabak çiçeği dolması ve damat tatlısından oluşan mönünün lezzeti, bize bunu söyletiyor. Dönerken mutlaka, köyün ünlü enginar, karabaşotu çiçeği, ebegümeci çiçeği, turunç, ayva reçellerinden satın almalısınız.
DÖNÜŞTE İSKELE’DE BALIK ZİYAFETİ
Küçükbahçe’de bir seçenek de, köyün yerlilerinden Gülsüm-Erol Aydeniz’in, 18 kişilik altı bungalovla geçen yıl hizmet vermeye başladığı Aydeniz Pansiyon. Petkim’den emekli Erol Aydeniz, “Hep İzmir dışına tatile gidiyorduk. Önceki yıl, bu kez köyde tatil yapalım, dedik. Gelenler kafeteryaya, kalacak yer olup olmadığını soruyordu. Kafamda şekillenmeye başladı. Arazimizde bu işe giriştik” diyor. Geçen yıl Bucalı bir doktorlar grubunun burada meditasyon yaptığını söyleyen Aydeniz, bu yıl 19 Mayıs’ta tüm bungalovların dolduğunu belirtiyor. Almanların ve İngilizlerin de geldiğini ekliyor. Aydeniz, konuk profilini, “Buraya kafa dinlemek isteyenler, köy yaşamı için gelir. Değişik aktiviteler isteyenler buraya gelmez, Çeşme’ye gider. Bizim öyle bir idealimiz yok” diye çiziyor. Yüzme ve tekne kullanmayı bilen konuklar Erol Bey’in teknesiyle ücretsiz balığa çıkabiliyor. Sakız Boğazı’nda, Sakız Adası manzaralı Aydeniz Pansiyon’da konuklar, domatesini, biberini bahçeden koparıyor. Kahvaltı ve oda ücreti 25 lira. Öğle ve akşam yemekleri ayrı ücretlendiriliyor.
Küçükbahçe’ye ulaşmak için iki yol var. Kısa olanı; otobandan çıkıp Balıklıova ayrımını geçer geçmez sola dönüp 20 kilometre gitmek. Ama yarımadayı daha çok yaşayayım, derseniz ya gidiş ya da dönüş için Karaburun merkezden ulaşmayı tercih etmelisiniz: Yeni Liman’dan sonra Sarpıncık, Parlak, Salman, Denizgiren ve Küçükbahçe’ye uzanan yol 25 kilometre. Fotoğraf merakınız varsa yol üzerindeki yarı terk edilmiş köylerde malzeme çok. Buradaki dağ köylerinin bir de kıyı köyleri var. 30 yıl önce Denizgiren’e taşınan Salman, böyle. İki köyün tek muhtarı Bülent Gültekin “Orada mandalina, enginar yetiştiriyoruz. Arazilerimizin başına taşındık” diyor. Şimdi sadece 15 hanenin yaşadığı Salman’daki 100 yaşını aşkın taş evler ile 300 yıllık cami, ya tarihi harabelerin arasında ya da bir film setinde geziyormuşsunuz gibi hissettiriyor.
Bu tur, balık ziyafetiyle noktalanmalı. Dönüş yolunda Yeni Liman’dan sonra Karaburun merkezine girmeden az önce sola, İskele Caddesi’ne dönün. İskele, Karaburun’un eğlence mekânı mahallesi. Küçük bir kıyı boyunca balıkçı tekneleri, pansiyonlar, oteller, balık lokantaları, kafeteryalar, oteller var. Balıklar, Balıklıova’dan geliyor. Antalya, Fethiye ve Kuşadası’ndan yatların buraya uğradığını, Fransız, Alman ve Hollandalıların geldiğini söylüyorlar. Denize Bodrum ve İncirlik koyları ile Kuyucuk Plajı’ndan girebilirsiniz.
*İzmir Life