| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | 4 | |||
| 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 |
| 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 |
| 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |
| 26 | 27 | 28 | 29 |
Radi Fiş ve Yaşar Aksoy (Ağustos-1979)
|
Yaşar Aksoy
RADY FİSH'i ülkemin okuyucusu, Türkçeye çevrilmiş olan “Nazım'ın Çilesi”, “Mevlana” ve “Şeyh Bedrettin” kitaplarıyla tanır. Ayrıca, yıllar boyunca Nazım'a, Moskova'da sekreterlik ve yardımcılık yaptığı bilindiği için kendisinden sempatiyle söz edilir.
Üstelik bembeyaz saçlı, çakır gözlü bu mütevazı adam, güzelce toparladığı Türkçesiyle hayli sempatik ve tatlı bir kişilik çizerdi. Kendisi Türkolog'du.
Ama aynı zamanda “Türkofil” idi. Yani biz Türkleri seven, tarihimize saygı ile bakan, politik sorunlarımızla içtenlikle ilgilenen bir kişiydi. Dahası Sovyetler döneminde yurdumuza geldiği zaman, hiç bilmediğimiz Orta Asya ve Azerbaycan'a dek Türk Dünyası'ndan iç ferahlatan haberler ulaştırmasıyla da özellikle benim katlamalı sevgimi kazanmıştı.
NAZIM'IN SEKRETERİ
İkinci Dünya savaşında Nazilere karşı çarpışan ve gövdesinde kurşun izleri bulunan Rady Fish, Moskova Üniversitesi'nde Çin Bölümü dolu olduğu için rastlantı sonucu Türkoloji Bölümü'ne kaydoldu ve o tarihten sonra Türk âlemine ve onun diline, edebiyatına adeta âşık oldu.
Mevlana ve Şeyh Bedrettin gibi efsanevi simalar hakkında kitaplar yazması bu sebeptendir. Ondan fazla dile çevrilmiş olan Rady Fish'in, bu kitaplar yoluyla Türkiye'ye büyük hizmet verdiğine inanabiliriz.
Nazım'ı çok sevdi. Ona yıllarca hizmet etti. Yazılarını, şiirlerini, dilekçelerini Rusçaya çevirdi. Devletin atadığı bir memur olarak Nazım'a olan bağlılığı giderek arttı, Nazım'ı o kadar sevdi ki, nihayet bir gün karşısına geçti ve ağlayarak içini döktü:
- Ustam, ben yarın işe gelmeyeceğim!.. Üstelik gidip devletten istifa edeceğim. Çünkü yıllardır senin yanındayım. Bana baba gibi baktın, sevdin. Ama ben Kültür Bakanlığı memuru değilim. Sovyet Gizli Servisi KGB'nin bir elemanıyım. Stalin, seni izletmek için beni görevlendirdi. Bu pespaye işe daha fazla devam edemeyeceğim. Senden af diliyorum. Elveda.
Rady'in bu itiraflarını büyük bir olgunlukla karşılayan Nazım Hikmet ise şunları söylemişti:
- Yarın git, istifa et. Ve yanıma gel. Bundan böyle sana, ben bakacağım!
(Bu önemli ayrıntıyı Karaburun Dergisi'ne emanet ediyorum. Teybime Rady Ağabey tarafından açıklanan bu gerçek, pek bilinmez)
KARABURUN TEPELERİ
Rady Fish'in en büyük arzusu, Nazım öldükten ve kendisi Küba gemilerinden emekli olduktan sonra Şeyh Bedrettin üzerine bir roman yazmaktır. Nazım'ın “Şeyh Bedrettin” destanını ezbere bilen Rady Fish, Börklüce isyanının çıktığı Karaburun'da araştırmalar yapmak için 1979, 81,82,83 yıllarında ve daha sonra hatırlayamadığım tarihlerde ülkemize ve Karaburun'a geldi.
İlk gelişinde Balıklıova Köyü'nde, eski TÖS Başkanlarından Hayrettin Karademir'in (Dede) yanında ve sofrasında tanıdığım Rady Ağabey’e, o tarihten sonra gönüllü rehberlik yaptım. Beraber köyde dondurma sattık, Meziyet ve Rahmi Akseki'nin hazırladığı yer sofralarında minik olta balıkları ve rakı ile kafaları çektik.
Şimdi Manisa Tabipler Odası Başkanı olan Dr.Devrim Akseki ile kardeşi Nazım, bacak kadar çocuk idiler. Daha sonra Dede Hayrettin, Urlalı genç bir kız olan Hülya'yı tarafımızca kaçırtıp evlendikten sonra, Hülya ile Dede'nin tepedeki kartal yuvası gecekondularının çatısında Rady ağabey ile nice gece yarısı göklerdeki yıldızları saydık, sosyalizmin geleceğini sorguladık.
BÖRKLÜCE ROMANI
Rady Fish, kafasında canlandırdığı Börklüce İsyanı kurgusunu, coğrafyaya doğru biçimde oturtmak için kimi zaman keçi sırtında, kimi zaman yaya, kimi zaman külüstür kamyonetlerle Karaburun'da ayak basmadık tepe, vadi, çay kenarı, orman, çalılık, çeşme başı bırakmadı. Hep yanında bulunduk
Osmanlı ordusu ile isyancıların kapıştığı Cehennem Deresi'nden kıyıya, atla kaç saatte gidilir, Kocadağ'dan Sahip mezrasına yürüyerek nasıl ulaşılır, buna benzer tüm soruları, bizzat zaman, adım ve mil ölçerek kaydetti ve romanını oluşturdu.
Bu bakımdan daha sonra önsözünde bana teşekkür bulunan ve Rusça basılan, sonrasında çeşitli dillere, “Ben de Halimce Bedreddinem” ismiyle çevrilmiş olan bu roman, aynı zamanda Karaburun'un doğası hakkında nefis bir belge kimliği taşır.
Şeyh Bedrettin isyanının kıvılcımlandığı Börklüce başkaldırısını ve Karaburun'un doğasını mı öğrenmek istiyorsunuz? Yazan da, Nazım'ın çilesinde yanı başında olan adam…
Ne dersiniz?
Uzun lafın kısası: Haydi bu romanı bulun ve okuyun!
RADY AĞABEY HAKKINDA BİLİNMEYENLER
-Nazilere karşı Stalingrad cephesinde çarpışmış bir Sovyet gazisi olan Rady Fish, Moskova Üniversitesi Türkoloji mezunu olduğu için çok iyi Türkçe konuşurdu.
-Nazım Hikmet'i ilk kez Moskova'ya geldiğinde devleti adına havaalanında karşılayan Rady Fish, bana anlattığı anılarında, Nazım'ın uçaktan iner inmez vatanıma geldim diyerek toprağı öptüğünü yeminler ederek reddetti. Sadece “İkinci vatanıma geldim” dediğini kaydetti.
-Nazım öldükten sonra, Küba hizmetine girerek, Fidel'in gemilerinde kaptanlığa kadar yükseldi.
-Rady Ağabey boynunda minik bir kutu içinde Kuran-ı Kerim taşırdı. Bunun sebebini bir gün sordum. 80 öncesi, bir İstanbul ziyaretinde solcu öğrencilerin bulunduğu bir evde kalırlarken, aniden evi değiştirmek lüzumu ortaya çıkmış. Gidecekleri ikinci eve, sağcılarca ele geçirilmiş semtlerden geçilerek ulaşılacağı için, kaldıkları evdeki öğrencinin yaşlı başörtülü annesi, Rady'nin boynuna bu Kuran'ı asarak, bunun tehlikelere karşı kendisini koruyacağını söylemiş.
-Gorbaçov'un Glastnost ve Prestroyka hareketini destekleyen Rady Fish, Komünizm Rusya'da çökerken Rus Yazarlar Birliği Başkanlığı görevini yürüttü. Sosyalizme inanmış ve bu uğurda çarpışmış bir kişi olan Rady Fish, 1990'larda artık SSCB'nin demokratikleşmesi eğilimine ılımlı bakıyordu.
-Rady Fish, çok ilginç bir tarihte Moskova'da vefat etti. Kendisini bir kez İzmir'de 9 Eylül törenine götürmüştüm. Konak Meydanı'na giren kalpaklı süvarilerimizi alkışlamıştı. “Böyle bir günde ölmek, ulusal şereftir” demişti. Gariptir ki, Rady Ağabey 9 Eylül 2000 tarihinde vefat etti.
-Rady Fish'i, herkes Slav kökten gelen bir “Rus” sanır. Oysa Rady Ağabey yüzyıllar öncesinde Slav topluluğu içinde izini kaybetmiş gizli bir Yahudi ailesine mensuptu. Bana, Türkiye'de el yazısı ile verdiği istek mektubunda bunu belirtip, kendisi ve ailesinin İsrail'e kabul edilmesi için tavassutumu rica etti.